|
Türk Aile Hukuku'ndaki Yenilikler
I. Türk medeni kanununda 1. Ocak 2002 de yapılan Türk Aile Hukuku'ndaki reformdan sonra Türk kadınının hukuki durumu nedir?
Reformdan önce erkek, kanunî olarak ailenin reisi durumundaydı. Onun karar verme hakkı kadınının daha üstündeydi ve hatta nerede oturulacağına dahi erkek karar verirdi.
2002 reformundan sonra evli çiftler,evlilik müessesesini eşit karar verme hakkına dayanarak birlikte yürütmektedirler. Böylece kadın erkekle eşit haklara sahip olma durumuna getirilmiş ve bu eşitlik türk anayasasının ayrılmaz bir parçası olarak yerini almıştır.
Eşler oturulacak konutu birlikte seçerler (Türk medenî kanununun 186,1 maddesi) ve evli çiftler evlilik esnasında edindikleri mal ve mülk üzerine eşit haklara sahip olmaktadırlar:
✓ Evlilik birliğini yönetmekte eşler eşit haklara sahiptirler. (Türk medenî kanunun 186,2 maddesi), eşler, birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve mal varlıkları ile katılırlar (Türk medenî kanununun 186,3 maddesi). Ev yönetimi ve çocuk bakımıda evlilik birliğine yapılan maddi katkı gibi kabul görmektedir (Türk medenî kanununun 196. maddesi)
✓ Kadının 1990 yılına kadar mesleki bir faaliyette bulunması erkeğin izni ile mümkün iken, şimdi artık eşlerden her biri, meslek veya iş seçiminde öteki eşin iznini almak zorunda değildir. Buna karşın meslek ve iş seçiminde aile içi barışın ve refahın gözönünde bulundurulması gerekmektedir. (Türk medenî kanunun 192. maddesi).
✓ Eşlerden her biri diğeri ve üçüncü kişilerle her türlü hukuki işlem yapabilir. (Türk medenî kanunun 193. maddesi)
✓ Eşlerden her biri, ortak yaşamın devamı süresince ailenin sürekli ihtiyaçları için evlilik birliğini temsil eder. (Türk medenî kanununun 188. maddesi)
✓ Ailenin diğer ihtiyaçları için eşlerden biri (örneğin alınacak şey büyük bir harcamayı gerektiriyorsa), birliği, ancak diğer eş veya hakim tarafından yetkili kılınmışsa veya birliğin yararı bakımından bir geciktirme mümkün değilse temsil edebilir. (Türk medenî kanununun 188. 2 maddesi)
✓ Birliği temsil yetkisinin kullanıldığı hallerde, eşler üçüncü kişilere karşı müteselsilen (birlikte) sorumlu olurlar. (Türk medenî kanununun 189. maddesi)
✓ Evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi veya evlilik birliğine ilişkin önemli bir konuda uyuşmazlığa düşülmesi halinde, eşler ayrı ayrı veya birlikte hakimin müdahalesini isteyebilirler. (Türk medenî kanununun 195.1. maddesi)
✓ Eşlerden her biri, ortak hayat birliğinden dolayı, kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru ciddi biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama hakkına sahiptir. (Türk medenî kanununun 197.1. maddesi)
II. Türk hukuku şiddet ve cinsel saldırıda neler öngörmekte?
Taraflar Türkiye´de yaşadıkları takdirde, şiddet veya aile içi şiddete maruz kalanlar için, 2004 yılında değişen Türk Ceza Kanunu ve Ailenin Korumasına Dair 4320 Sayılı Kanun geçerli olur.
Türk hukuku da kadına uygulanan aile içi ve aile dışı şiddette, kadını koruma altına alır. Ocak 1998 de yürürlüğe giren Ailenin Korumasına Dair 4320 Sayılı Kanun gereğince şiddet gören kadın, kadının yakınları veya tanıdıkları polise başvurma yetkisine sahiptirler. Fakat daha uygunu, doğrudan savcılığa başvurup „koruma emri” çıkartılması talep edilmesidir. Savcının başvurusu üzerine hakim hemen „koruma emri” çıkartıp saldırganın kadının civarında (evinden, iş yerinden, vs.) dolaşmasını yasaklayabilir, oturduğu evin kadına bırakılmasına karar verebilir veya benzeri önlemler alabilir. Fakat tüm bu önlemler en fazla 6 ay süreyle alınabilir.
Erkeğin eşine kötü muamelede bulunup şiddet uyguladığı kanıtlandığı takdirde, ceza kanununa göre eş hapis cezasına çarptırılır. Cinsel tacizde, cinsel saldırıda veya tecavüzde bulunan bir kişi Türk Ceza Kanununa göre de hapis cezasına çarptırılır. Fakat bu tür suç kendi eşine karşı işlendiği takdirde, ancak bu saldırıya maruz
kalan kişinin kendisine saldıran eşine karşı suç duyurusunda bulunması durumunda dava eşine
karşı açılır.
2004 yılından önceki Türk Ceza Kanununda, cinsel saldırıda bulunan veya kız-kadın kaçıran mağdurla evlenmesi halinde cezası 5 yıl süre ile ertelenmiş oluyordu. 5 yıl süre ile evlilik birliğinin sürmesi halinde de eylemcinin cezası ortadan kaldırılıyordu. 2004 tarihli yeni Türk ceza Kanunu ise, tecavüze uğrayan kadınların tecavüzcüsü veya kadını kaçıranın kadın ile evlenmesi halinde tecavüz edenin veya kaçıranın cezadan kurtulmasına olanak sağlayan düzenleme kaldırıldı.
Taraflar Almanya´da yaşıyorlar ise, Alman hukuku geçerli olur. Alman hukukunda da şiddete ve cinsel saldırıya maruz kalan kadına hukuki koruma sağlanır.
III. Evlilik birliğinin, aile içi şiddetten dolayı dağılması durumunda, oturma hakkı ile ilgili ne gibi bir durum ortaya çıkmaktadır?
Sorun olan, aile birleşimi nedeniyle Almanya´da oturma müsaadesi elde eden bayanın evlilik birliğini en az 2 yıl Almanya´da yürütmeyip 2 yıldan önce feshettiği takdirde oturma izninin iptal edilmesi. Şayet bayan aile birleşimi nedeniyle oturma müsaadesini elde etmiş ve en az 2 yıl evlilik birliğini Almanya´da sürdürüp veya evlilik birliği sürdürülürken eşi vefat etmiş ise, aile birliği bu süre sonrası feshedilse dahi, aile birleşimi nedeninden bağımsız olarak oturma müsaadesinin uzatılmasını talep edebilir.
Örneğin: Türk vatandaşı olan eşler 2001 yılı öncesi Türkiye`de evlenmişler ve bayan ancak 1.4.2004 tarihinde Almanya`ya giriş yapmış. Bu durumda bayan ancak 2.4.2006 tarihinde aile birliğinden bağımsız olarak oturma müsaadesi hakkına sahip olabilir.
2 yıl süreli aile birliğinin sürdürülmeden feshedilmesi durumunda kişi bağımsız oturma müsaadesi hakkına ancak, oturma müsaadesinin iptali kendisi için olağanüstü bir zorluk teşkil ettiği takdirde sahip olabilir. Ikametgah yasası gereğince olağanüstü zorluk, özellikle kişinin evlilik birliğinin feshedilmesi nedeniyle vatanına geri dönme durumunda korunması gereken haklarının yüksek derecede zedelenmesi veya kişinin korunması gereken haklarının evlilik birliğinde ihlal edilmesi nedeniyle eşiyle evlilik birliğinin sürdürülmesi olanaksız durumunda gerçekleşir.
Bu durumda olan kadınlar, Almanya´da oturma müsaadeleri evlilik birliğinin sürmesine bağlı olduğu takdirde, evlilik birliğinin feshedilmesinde yurt dışı edilmemeleri ve bağımsız, evlilik birliğine bağlı olmayan bir oturma müsaadesine sahip olabilmeleri için, yukarda belirtilen durumu kanıtlamaları gerekiyor.
Örneğin evlilik birliğinde eşi tarafından şiddete maruz kalan ve bu nedenden ötürü evlilik birliğini sürdüremeyecek durumda olan bayanlar, şiddet gördükleri takdirde hemen doktora başvurup görülen yaralanmalarda hemen bir doktor raporu almaları ve şiddet uygulandığında hemen polisi arayıp, bu saldırının polis tarafından tutanak haline getirilmesini sağlamaları daha sonra şiddeti kanıtlamak için çok önemlidir. Kadın, eşi tarafından şiddete maruz kaldığı için iki yılı doldurmadan Mart 2005 de kadın sığınma evine kaçıpboşanma davası açar ise, sınır dışı edilmemesi için eşinin şiddet uyguladığını kanıtlaması gerekecektir.
IV.Türk Aile Hukuku ile ilgili önemli bilgiler
Aile hukukunun önemli esas unsurlarından birini de boşanma hukuku teşkil etmektedir. Bu kanunda 1.Ocak 2002 tarihi itibarıyla reforme edilmiştir.
Türk Aile Hukukunun Özellikleri
1. Boşanma Nedenleri
Türk hukukunda ayrı yaşama süresi göz önünde tutulmaksızın anlaşarak aile birliğinin sarsılmış olma nedeniyle boşanma davasına baş vurulduğunda tek şart, evliliğin 1 yıldan beri sürmüş olmasıdır.
Boşanma nedenlerini şöyle sıralayabiliriz:
a) Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir. Dava açma hakkı olan eş zina edildiğini öğrendiği günden başlayarak 6 ay içinde, ve zinanın yapıldığı tarihten itibaren her durumda boşanma davası açmaya hakkı vardır. 5 sene geçince dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur.
b) Eşlerden her biri diğeri tarafından hayatına kast edilmesi veya kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle boşanma davası açabilir. Boşanma nedenini öğrendiği tarihten itibaren 6 ay ve her durumda, boşanmaya yol açan olayın ortaya çıktığı günden itibaren 5 sene içinde dava açmayan eşin dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur.
c) Eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işler veya haysiyetsiz bir hayat sürer ve bu sebepten ötürü onunla birlikte yaşaması diğer eşten beklenemezse, bu eş her zaman boşanma davası açabilir.
d) Eşlerden biri, evlenmenin kendisine yüklediği görevleri yerine getirmemek için haklı bir neden olmaksızın evine dönmediği takdirde, ayrılık en az 6 ay devam etmekte ise boşanma davası açabilir.
e) Eşlerden biri akıl hastası olup da bu yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez hale gelirse, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmi sağlık kurulu raporuyla tespit edilme koşuluyla bu eş boşanma davası açabilir.
f) Ayrıca evlilik birliliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.
2. İtiraz Hakkı
Yukarıdaki fıkrada belirtilen hallerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında çocuklar bakımından korumaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir. Bu maddeye göre, boşanma nedenlerinden herhangi birine dayanarak açılmış olan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleşmesinden itibaren 3 yıl geçmesi halinde, hangi nedenle olursa olsun birliktelik yeniden kurulamamışsa, eşlerden birinin talebi üzerine boşanmaya karar verilir.
3. Tazminat Hakkı
Maddi tazminat talep edebilmek için „mevcut veya beklenen bir yararın boşanma nedeniyle zedelenmiş olması” gerekmektedir. Manevi tazminat talep edebilmek için ise boşanmaya yol açan olaylar nedeniyle „kişilik haklarının saldırıya uğramış olması” gerekiyor. Yani dayak, kötü muamele, hakaret, istek dışı cinsel ilişkiye zorlama vs. koşularda manevi tazminat talep etmek mümkün.
4. Almanya´da verilmiş olan bir kararın Türkiye´de tanınması gerekmektedir.
Ancak Almanya`da verilen karar Türkiye´de tanıtıldığı takdirde Türk vatandaşı olan taraflar Türkiye´de de boşanmış olurlar. Fakat dikkate alınması gereken nokta, Almanya´da verilmiş olan bir boşanma kararının Türkiye´de tanınabilmesi için, kararda mutlaka çocuklar hakkında bir velayet kararının da verilmiş olmasıdır, şayet bu evlilikten çocuklar oluşmuş ise. Bu nedenle Alman hukuku doğrultusunda velayet hakkı her iki tarafta kalmış olsa dahi, boşanma kararında velayet kararı mutlaka yer alması gerekmektedir. Ayrıca kararın Türkiye´de tanınabilmesi için boşanma kararında hadisenin tespit edilmiş olmasına ve karar gerekçelerinin yer
almasına dikkat edilmelidir.
5. Kadın için bekleme süresi
Boşanma sonrası kadın yeniden evlenmek isterse, nesep sonuçları en azından hukuken çözülebilmesi için kadın Türk hukukuna göre 300 gün beklemesi gerekiyor,. Türkiye´de ki hakim bu süreyi kısaltabilir, şayet kadın eski eşinden hamile kalmamış ise veya boşanmış olan taraflar birbiriyle yeniden evlenmek isterlerse.
6. İsim hakkı
Türk hukukuna göre kadın evlendiğinde otomatik olarak eşinin soyadını alır. Ancak talebi üzerine daha önce kullanmış olduğu soyadını eşinin soyadının önüne ekleyebilir. Bunun haricinde başka bir imkan Türk hukukuna göre bulunmamakta. Evlilik Almanya´da gerçekleşir ise, taraflar Alman hukuku gereğince hangi hukuka göre isimlerini kullanmak istediklerini seçebilirler, yani Türk hukukuna göre mi Alman hukukuna göre mi. Alman hukuku seçildiği taktirde, taraflar hangi soyadı aile soyadı olarak taşımak istediğini seçebilirler. Fakat böyle bir durumda. bir ihtimal taraflar Almanya´da ve Türkiye´de farklı isimler taşır olurlar. Boşanma sonrası, daha doğrusu Türkiye´de boşanma kararının tanınması sonucunda Türk vatandaşı bayan evlilik önceki adını alır. Şayet özel fayda bulunuyor ise, kişinin talebi üzerine mahkeme boşanmış olduğu eşinin soyadını sürdürmesini onaylar.
7. Boşanan eşler arasında evlilik süresi içinde kazanılan hakların denkleştirilmesi
Türk hukuku boşanan eşler arasında evlilik süresi içinde kazanılan hakların denkleştirilmesini ön görmese dahi, Almanya´da yürütülen boşanma davalarında her iki taraf, eşler arasında evlilik süresi içinde kazanılan hakların denkleştirilmesini talep edebilir, şayet bu denkleştirmenin koşulları mevcut ise. Bu koşullar şöyle sıralanabilir:
• Talepte bulunmayan eş evlilik süresinde yurtiçinde gelecek için emekli hakkı kazanmış
ise veya
• Evlilik, evlilik süresinin bir bölümünde, evlilik süresi içinde kazanılan hakların denkleştirilmesini
ön gören hukuka tabii ise.
Boşanan eşler arasında evlilik süresi içinde kazanılan hakların denkleştirilmesi, boşanma davasının sonuçlanmış ve kesinleşmiş olması durumunda da tarafların talebi üzerine gerçekleştirilir.
8. Velayet
Çocuğun velayeti, çocuk Türk vatandaşı olsa dahi, çocuk hangi ülkede ikamet ediyorsa, o ülkenin hukukuna göre belirlenir. Türk hukukuna göre, çocuğun velayeti ana-baba ayırımı yapılmaksızın her iki tarafa aittir. Evlilik dışı doğan çocukların velayeti annenindir. Boşanma durumunda hakim, hangi tarafın çocuğa daha iyi bakabileceğine inanıyorsa velayeti o tarafa verir. Bu konuda erkeğin ya da kadının herhangi bir üstünlüğü yoktur. Çocuğun kendisine
verilmediği taraf mali gücüne göre çocuğun bakım ve beslenme giderlerine katılmak zorundadır. Velayet hakkına sahip olmayan tarafla çocuğun bireysel ilişkisinin nasıl olacağına da, tarafların anlaşmaları ya da anlaşmamaları hallerine göre – ancak her durumda çocuğun menfaatlerini gözeterek – hakim karar verir. Ayrılma durumunda, mahkeme acil dava yoluyla velayet hakkında karar verir. Ayrıca Türkiye´de gerçekleşen bir boşanma davasında hakim velayeti taraflardan birine vermiş ise, Almanya´da bu kararın değiştirilmesi için yeni bir dava yürütülebilir, şayet çocuk Almanya´da yaşıyor ise.
9. Nafaka
Çocukların nafaka hakkı, çocukların yaşadıkları yerin yasalarına göre belirlenir. Türk hukuku da, evlilikten doğan çocuklara nafaka hakkı ön görmektedir. Çocuk Türkiye´de, nafaka ödemesi gereken taraf Almanya´da yaşıyor ise, Alman mahkemeleri tarafından nafaka hesaplanıp belirlenirken, Almanya´da çocuk nafakasında belirleyici olan Düsseldorf listesi temel alınır, fakat bu miktarlardan çoğunlukla 1/3 düşürülür.
Boşanma öncesi ayrılma durumundaki nafaka, talepte bulunan tarafın hangi ülkede yaşıyor olmasına bağlı olarak o ülkenin hukukuna göre belirlenir. Boşanma sonrası nafaka ise, boşanmada geçerli olan hukuka göre belirlenir.
Boşanma davası devam ederken, mağdur olan kadın ve çocukların geçimi sağlanmak üzere, hakim, talebe bağlı olmaksızın tedbir nafakasına karar verir. Tedbir nafakası, dava tarihinden itibaren bağlanıp dava sonuçlanana kadar devam eden bir nafakadır.
Tedbir nafakasının dava sonrasında yoksulluk nafakasına dönüşmesi talep edilebilir. Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan eş, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer eşten mali gücü oranında süresiz nafaka isteyebilir.
10. Evlilik için yapılan düğün hediyelerinin iadesi
Önemli olan, hediye eden kişinin hediye ettiği eşyayı kime hediye etmek istediğidir. Böyle bir niyet belirlenemez ve hediye edilen eşyanın doğasından da belirlenemez ise, hediyenin her iki tarafa ait olduğundan yola çıkılır. Ziynet eşyalarında ise, geleneksel olarak, bu eşyaların kadına hediye edildiğinden yola çıkılır. Bu nedenle bu tür eşyalar
erkeğin ailesi tarafından veya erkek tarafından hediye edilmiş olsa dahi kadına ait ve kadının malı olur. Bu ziynet eşyaları kadının malı olduğu için, boşanma sonrası erkek tarafından iade edilmesi talep edilemez. Şayet bu eşyalar erkek de bulunuyorsa ve talep edildiğinde artık mevcut değillerse, eşyaların yerine değeri talep edilebilir.
11. Mal rejimi
Mal rejimi, evlilik esnasında geçerli olan hukuka göre belirlenir. Tarafların her ikisi de evlenirken aynı vatandaşlığa sahip idiyseler mal rejimi de bu ülkenin hukukuna göre belirlenir. Taraflardan biri daha sonra başka bir ülkenin vatandaşlığına geçse dahi, mal rejimi evlilik esnasında geçerli olan hukuka göre belirlenir. Taraflar evlenirken değişik vatandaşlara sahiplerdiyse, tarafların evlendiklerinde hangi ülkede düzenli olarak yaşadıklarına göre mal rejimi belirlenir.
01.01.2002 tarihinden itibaren Türk Aile Hukukunda belirli değişikler yapıldı. Bunların en önemlisi mal rejimindeki değişiklik. Bu tarihe kadar geçerli olan yasal mal rejimi mal ayrılığı rejimi idi. Fakat bu mal rejimi, 01.01.2002´den itibaren de bir çok eşler için yasal mal rejimi kalacaktır. Çünkü 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren kanunla geçiş maddeleri buna el vermekte. Mal ayrılığı rejiminde her bir eş yasal sınırlar içerisinde kendi mal varlığı üzerinde yönetim, yararlanma ve tasarruf haklarını korur. Boşanma esnasında hiçbir paylaşma yapılmaz.
01.01.2002 tarihi itibariyle yasal mal rejimi edinilmiş mallara katılma rejimi. Edinilmiş mallara katılma rejiminde iki çeşit mal vardır:
• Edinilmiş mallar
• Kişisel mallar
Kişisel mallar bölüşülmeyecek, sadece evliliğin başından beri edinilmiş mallar boşanma veya ölüm durumunda eşler arasında eşit olarak bölüşülecektir. Bölüşüme girmeyecek olan kişisel mallar evlilik öncesinde edinilmiş mallar, miras payları, hibe yoluyla elde edilen şeyler, manevi tazminat alacakları, eşlerden birisinin sadece kişisel kullanımına yarayan eşya. Bölüme girecek edinilmiş mallar: Çalışarak, emek vererek elde edilen gelirler, sosyal yardım kuruluşlarından edinilen gelirler, ödenen tazminatlar, kişisel malların gelirleri, edinilmiş malların yerine geçen değerler.
01.01.2002´den önce evlenmiş eşler, bu yeni yasayı evliliklerinin başından itibaren geçerli kılmak için, birlikte notere gidip bu rejime geçmek istediklerini belirten bir sözleşme yapmak zorundalar. Böyle bir sözleşme yapmak için sadece 31.12.2002´ye kadar süreleri bulunmaktaydı. Bu yapılmadığı taktirde, mal rejimi eski rejime tabi, yani 01.01.2002´den önce edinilmiş mallar için mal ayrılığı rejimi geçerli kalır. Sadece 01.01.2002´den sonra edinilen mallar eşit paylaşıma tabi ve bu mallar için edinilmiş mallara katılma rejimi geçerli kılınır.
12. Evliliğin sona ermesinden oluşan hakların zaman aşımına uğraması
Evliliğin sona ermesi sonucu doğan nafaka, tazminat, mal rejimi vs. gibi haklar boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde talep edilmediği takdirde zaman aşımına uğrar.
|